En önemli iletişim aracımız olan telefonun icadı hakkında sizlere bilgi vermek istiyoruz. Telefon nerelerden nerelere gelmiş ve Telekominikasyon sektörünün doğuşuna nasıl katkı sağlamış detaylıca bu yazımızda okuyabileceksiniz.
Endişe
26 Şubat 1876 cumartesi günü, Boston’dan Washington’a giden sabah treninin yolcuları arasında, yirmi sekiz yaşında, tedirgin ve gergin genç bir adam vardı. Zamanın resmi kıyafet modasına uygun çizgilerde, uzun bir ceket ve beyaz bir gömlek giymiş, yakasının altına da siyah bir papyon takmıştı.
Yerinde oturamıyor, zaman zaman kalkarak boydan boya yolcu vagonunu dolaşıyordu. Sık sık cebinden çıkardığı saatine bakıyordu. Gazete okumaya çalışsa a dikkatini toplayamıyordu. Bir kez daha, not defterine birkaç kelime yazdı.
Genç adamın bu kadar gergin olması için haklı bir nedeni vardı. Eğer her şey yolunda giderse, bu yolculuk ona bir servet kazandıracaktı. Eğer kötü giderse, hiçbir yere ulaşamayacaktı. Bu genç adamın adı, Alexander Graham Bell‘di.
Gerçekleşen rüya
Bell’in Boston’daki evine önceki gece bir telgraf gelmişti. Telgraf iş ortağı Gardiner Greene Hubbard’tan geliyordu ve ona, mümkün olduğunca çabuk Washington’a hareket etmesi gerektiğini bildiriyordu.
Hubbard, iki hafta önce Washington’a gitmişti. Washington’da, Bell’in icat ettiği teller aracılığıyla sesi taşıyabilen bir araçla ilgili detaylı bilgiler sunmaktaydı. Bu aracın adı telefondu, ancak henüz çalışan bir modeli geliştirilememişti. Bugüne kadar Bell, telefonu aracılığıyla birtakım zayıf ve anlaşılmaz sesler aktarmayı başarabilmişti. Ancak Bell, zafere yaklaştığını biliyordu. Alexander Graham Bell, hayatı boyunca dünyayı sarsacak bir buluş yapmayı düşlemişti. Şimdi rüyaları gerçek oluyordu.
Bu nedenle Gardiner Greene Hubbard’ın Washington yolculuğu çok önemliydi. Alexander Graham Bell’in telefonu için patent almayı hedefliyordu. Bir icadın tüm detaylarının bildirilerek patent alınması sonucunda mucit, buluşunun ana fikrinin başkaları tarafından kopyalanmasını ve bu yolla kâr etmesini önlemiş oluyordu. Böylece, sadece sahibi tarafından başka birine satılabiliyor veya kullanmak isteyenlere kiralanabiliyordu. O günlerde, ABD’de bir patent, yetmiş yıl geçerliliğini sorduruyordu. Bu sürenin sonunda, patent “bitiyor” ve her isteyen serbestçe ürünü kullanabiliyordu.
Diğer tehdit
Bir süre sonra Alexander, endişe verici bir haber aldı. Patent almak için üçüncü bir başvurunun daha olduğunu öğrendi. Bu son başvurunun sahibi, Alexander ile aynı yaşta olmasına rağmen, icatlarıyla ünlenmiş Thomas Alva Edison’a aitti. Bell, Thomas Alva Edison’un Amerika’nın önde gelen telgraf şirketlerinden, güçlü Batı Birliği’nin (Western Union) desteğini aldığını duymuştu.
Batı Birliği Telgraf Şirketi, Washingtondaki ABD hükümet örgütleri üzerinde etkili, güçlü ve acımasız bir şirketti. Ortaklarının, telgraf işinden elde ettikleri gelir nedeniyle oldukça büyük miktarda paraları vardı Alexander, ortağı Gardiner Greene Hubard ve diğer bir mucitten finansal destek alıyordu. Ancak bu miktar, Batı Birliği’nin Edison’a sağladığı destekle karşılaştırılamayacak kadar ufaktı. Alexander, çok dürüst ve açık bir insandı, İkiyüzlülükten nefret ederdi Patent başvurusunun sonucu için beklerken Washington’da kaldığı süre boyunca, tanıştığı insanlardan bazılarının
Batı Birliği tarafından görevlendirilmiş casuslar olduğunu anlayınca, hem sinirlendi hem de çok üzüldü.
Son dokuz aydır, icadıyla ilgili çalışmalara ek olarak üniversitede tam gün öğretmenlik göreviyle aralıksız olarak uğraşmaktan bitkin düşmüştü. Şu anda, başarının kapısını çalmaktaydı. Geriye baktığında, tüm hayatı boyunca, sanki başına gelen her olayın kendisini bu gelişmeye hazırlamış olduğunu görüyordu. Acaba bu şans, bir resmi görevlinin Gray, Edison ve Bell isimlerinden birini seçmek için, zar veya yazı tura atması kadar basit bir kararla elinden uçup gidecek miydi?
Çok daha endişe verici olan bir diğer konu ise, Washington’da rüşvet ve işleyiş bozukluklarının yaygın olduğunu herkesin kabul etmesiydi. Bell, ün ve servete yenilecek miydi?
Karar zamanı
Washington’da bulunan ABD Patent Dairesi görevlileri Edison, Gray ve Bell olmak üzere üç patent başvurularıyla karşı karşıya kalmışlardı. Çalışması sırasında aynı temel aşamaların gerçekleşmesine rağmen Edison, o günlerde “konuşan telgraf” olarak nitelenen telefon fikrinin geliştirilmesinde diğerleri kadar yol alamamıştı. İlerleyen günlerde Edison un denmesiyle, en son karar Elisha Gray ve Alexander Graham Bell arasında verilecekti. Bu iki isimden isi çalışan telefonla ilgili en gerçekçi anlatım ve izlenimleri sunmuştu?
Beş gergin günden sonra, Patent Dairesi karara vardı. Patent, Alexander Graham Bell’e veritmişti.
Alexander haberi, yirmi dokuzuncu doğum gönünde aldı. Bu hayatı boyunca alabileceği en değerli ve en hoş armağanlardan biriydi.
Elektrik devrimi
Nasıl 20. Yy. zaman bilgisayar çağı olarak anılıyorsa, on dokuzuncu yüzyıl da her şeyden önce elektrik çağı olarak hatırlanır. İngiliz bilim adamı Micheal Faraday ve diğerlerinin, yüzyılın başında yaptıkları çalışmalar, dünyaya yeni bir tür enerji kaynağı sundu ve bu enerjinin ilk kullanım biçimi telekomünikasyon alanında gerçekleşti.
İnanılması ne kadar zor olursa olsun, bundan yaklaşık 150 yıl kadar önce, iletişimin hâlâ neredeyse beş bin yıl önceki eski Mısır döneminde olduğu kadar yavaş ve ilkel yöntemlerle sağlandığı doğrudur.
1840’lı yıllarda, yeni yapılan demiryolları ağı, o güne kadar atlarla taşman postanın daha hızlı ulaştırılmasını sağlamıştı. Bu gelişme dışında pek az değişiklik olmuştu. Gemiler, sinyalizasyon için birbirlerine bayrak çekiyorlardı. Ordular, haberleşmede semafor adı verilen ve her harf için değişik biçimde tutulan bayrak işaretleri yöntemini kullanıyorlardı. Eski Yunan döneminden beri bilinen her iki haberleşme yöntemi de sadece iyi havalarda ve gündüz kullanılabiliyordu.
Noktalar ve çizgiler
Birçok mucit, mesajları anında teller aracılığı ile ulaştırabilen telgraf makinaları üretmeye çalışmış ama bunu Amerikalı Samuel Morse başarmıştı. Bu makina, temelde bir elektromıknatısa dayanmaktaydı. Elekromıknatıs ise, üzerine tel sarılı bir parça demirden meydana geliyordu.
Elektrik akımının bu teller üzerinden geçmesiyle demir manyetize edilir ve demiri çeken diğer mıknatıslara benzer. Akım kesildiğinde ise mıknatıs etkisi kaybolur.
Morse, aynı zamanda, alfabede yer alan her bir harfin yerini alacak nokta ve çizgilerden oluşmuş bir şifre geliştirmişti. Bir telgraf mesajı yollamak için operatör, hafif vuruşlarla, yollanacak kelimeleri Mors (Morse) alfabesin i kullanarak aktarıyordu.
Operatör, aktarıcının düğmesine bastığında, elektrik akımı tamamlanıyor ve böylece, akım alıcıya teller aracılığıyla ulaşıyordu. Alıcının başmda bulunan operatör, kısa (“noktalar”) ve uzun (“çizgiler”) vuruşları hemen mesajın kelimelerine çeviriyor veya vuruşlar, hareket eden bir makara üzerindeki kağıda, kalemle işaretleniyordu.
Noktaların ve çizgilerin farklı kombinasyonlar] m kullanan Mors şifre alfabesi, alfabede yer alan tüm harfleri, sıfırdan dokuza kadar tüm rakamları, hatta noktalama işaretlerini içermekteydi. Mors süresiyle yazılmış en ünlü mesaj, acil durum yardım mesajı SOS (“Save Our Souls”) üç nokta (S), ardından üç çizgi (O) ve onları izleyen üç nokta (S) ile ifade ediliyordu. Kağıt makara şeridine bu mesaj şöyle basılmaktaydı:
1844 yılında Morse, New York ve Baltimore arasında, yaklaşık 60 km. uzunluğundaki mesafeyi kateden ilk genel telgraf sistemini kurmuştu. Daha sonraları, doğu sahili boyunca, telgraf şirketleri önde gelen kasabalar ve şehirler arasında hizmet vermeye başladılar. 1860′lı yıllarda İç Savaş bitince, demiryolları ağı batıya doğru genişleyerek tüm ABD’ye yayıldı ve ray hatları boyunca telgraf direkleri dikildi. Kısa süre sonra, her ticaret merkezinin ve istasyonların, mesajları alıp yollayabilecekleri kendi telgraf merkezleri oldu.
Yoğun hatlar
Telgraf, o güne kadar bilinenlerden çok daha hızlı bir iletişim aracıydı ancak bazı sakıncaları vardı. Telgraf yollamak isteyenlerin telgraf merkezine gitmesi gerekiyordu. “Noktalar” ve “çizgiler” biçiminde, Mors alfabesiyle yazılmış mesaj çabucak aktanlabiliyordu. Ancak alıcı, merkeze ulaşan mesajların alıcının kendisine ulaştırılması veya alıcının kendisi tarafından elden teslim alınması gerekiyordu. Eğer mesaja cevap verilmesi gerekiyorsa, aynı zahmetli işlemin bu kez ters yönlü olarak işlemesi şarttı.
Ayrıca, telgraf yollamak mektuba oranla çok daha pahalıydı. Bu nedenle, telgraf sadece ailede birinin ölümü gibi çok acü durumlarda kullanılmaya başlandı ve belki de bu nedenle, pek çok insan telgraf almayı, her zaman kötü bir haber almakla özdeşleştirdi.
Dikilen direklerin bakım ve onaranlarının düzenli olarak sürdürülmesi gerekliydi. Sadece büyük telgraf şirketleri, etkili iletişim için gerek duyulan böylesine büyük maliyetleri kaldırabiliyordu ve bu nedenle, Amerika Birleşik Devletlerinde bulunan Batı Birliği ile Atlantik ve Pasifik Telgraf Şirketi adlı iki şirket, telgraf işinde söz sahibiydiler.
Yine de, özellikle kendi telgraf merkezi olanlar için, telgraf büyük olanaklar sağlıyordu. Telgraf yardımıyla, tren tarifeleri ve sinyal yöntemleri daha güvenli biçimde planlanıyor ve haberleri daha çabuk ulaştırmak mümkün oluyordu. 1870 yılında, Atlas Okyanusu boyunca döşenen denizaltı kabloları aracılığıyla, Doğu Amerika ve Avrupa arasında direkt iletişim sağlanmıştı.
Batı Birliği hem de Atlantik ve Pasifik Telgraf Şirketi, iletişim ağlarının kurulması konusunda büyük yatırımlar yapmışlardı ve şimdi birden fazla mucidin “konuşan telgraf” için patent başvurusunda bulunmasından büyük rahatsızlık duydular. Telefon, telgrafa karşı büyük bir tehdit oluşturuyordu ve bu tehdite karşı şirketlerin iki biçimde tepki vermesi bekleniyordu. Olası tepkilerden biri, var olan hatları, telgraf için olduğu kadar telefon için de kullanmalarıydı. Diğeri ise patenti kendileri satın alıp, fikrin kullanımını engelleyerek telgraf hizmetlerinden kâr etmeye devam etmeleri olarak özetlenebilirdi.
Her iki durumda da, telefon patentini alan ilk mucit, büyük bir kazanç elde edecekti. Bu olasılıklar nedeniyle Batı Birliği, Edison’u rakip bir makina geliştirmesi için tutmuştu ve Gardiner Greene Hubbard,bu yüzden Bell’i destekliyordu. Yatırımcılar, servet fırsatının kokusunu almışlardı.
Konuşmaya karşı işaretler
O dönemlerde şimdi olduğu gibi iki temel kullanıl i yordu. Bunlardan bir tanesi, bir tur düzeni içinde, kelimelerin ve kavramların parmaklar kullanılarak anlatıldığı işaret diliydi. Pek çok değişik türde işaretler kullanılsa da, en sık kullanılan İşaret dili, on sekizinci yüzyılda Paris’te yaşayan sağır insanlar tarafından geliştirilmiş işaretlerden üretilen Fransız modeliydi, işaretler, sağırlar veya bu dili öğrenmiş diğer insanlar arasında iletişim kurmalarını sağlıyordu. Ancak, işaret dilinin kullanılmasının, sağırları kendi dünyaları içinde sıkıştırdığı yönünde eleştiriler vardı.
Bell de bu görüşü benimsiyordu. Sağır çocuklara konuşmayı öğretmekte kullanılan ve “sözlü yöntem” olarak adlandırılan bir yöntemi kullanmayı tercin ediyordu.
Sağırlara öğretmenlik yapanlar, işaret dünü tercih edenler ve sözlü yöntemi benimseyenler olarak iki gruba ayrılmışlardı. Sözlü yöntemi benimseyen öğretmenler, sağır çocuklara, konuşan ve duyan insanların dünyasında, mümkün olduğunca normale yakın biçimde yaşamanın ve eğer bir zeka problemi yoksa, bu yöntemle konuşmanın öğretilmesi gereğini savunuyorlardı.
Sözlü yöntemi savunan öğretmenler, işaret dilinin sağır çocukları, sessizlik hapishanesinde ikinci sınıf vatandaşlar olarak yaşamaya mahkum ettiğine inanıyorlardı. İşaret dilini savunan öğretmenler ise, durumun bunun tam tersi olduğunu iddia ediyorlardı. Öğrencilerin kelime hazinelerini ve kavramları ifade etme yeteneğini kısıtlayan sözlü yöntemin aksine işaret dili kullanmayı öğrenen insanlara daha iyi iletişim kurma ve derin ifade olanağı sunuyordu.
Bu tartışmalarda başka bir bakış açısı daha yer alıyordu. Pek çok sağır çocuğa konuşma öğretilmişti. Ancak konuşmaları öylesine farklıydı ki, insanlar bu durumu çocukların öğrenme güçlükleri varmış gibi algılıyorlardı. On dokuzuncu yüzyılda, bir çocuğun “zeka kusurlu” olarak nitelenmesinden çok, “dilsiz”
Başa Baş Yarış
1874 yılının Kasım ayında, Bell’in sonuç konusunda hiç şüphesi yoktu. Yazdığı bir mektupta durumu şöyle değerlendiriyordu,” Bu, Bay Gray ve benim aramda, aracı ilk tamamlayanın kazanacağı başabaş bir yarış.” Kendi şansını değerlendirirken, Gray’in elektrik konusundaki bilgisiyle avantajlı olduğunu, ancak kendisinin de ses bilimi hakkında daha fazla deneyime sahip olduğunu göz önünde bulunduruyordu.
Hubbard ve Sanders’ın verdikleri destekle Bell, Boston’da bulunan laboratuvarında kendisine yarım gün yardımcı olacak bir asistan tuttu. Asistanı, yirmi yaşındaki Thomas Watson‘dı. Doğasında yalnız çalışma eğilimi olan ve sırlarının yayılmasından endişe duyan Bell, bir asistan edinme fikrini, gönülsüzce benimsemişti.
Ancak Watson mükemmel bir seçimdi. En az Bell kadar hevesli, uzun saatler boyunca çalışmaya hazır ve başarısızlığa hiç şans tanımayacak kadar kararlı bir kişiliği vardı. Kesinlikle sadık ve güvenilir olduğu da açıktı. Hepsinden önemlisi, Alexander’ın bilgisinde yer alan boşlukları dolduracak kadar deneyimli bir elektrik teknisyeniydi.
1875 yılının baharında, Bell ve Watson, Patent Dairesi’nde kabul edilebilecek noktaya erişmiş uyumlu telgraf modeli geliştirmeyi başardılar. Hâlâ tam anlamıyla çalışmayan modelin, herhangi bir telgraf şirketinin ilgisini çekmesi için, daha uzun süre üzerinde çalışılması, ayarlamalar yapılması ve geliştirilmesi gerekliydi. Ancak Bell ve asistanı ana prensiplerinde yanılmadıklarını görmekten oldukça hoşnuttular.
Önemli Adım
Sıradan bir telgraf makinesi, tel aracılığıyla yollanan her elektrik akımı gönderisine cevap veriyordu. Alexander’m uyumlu telgraf modelinde alıcı ve vericideki çelik hatların her bir çifti, farklı perdelere ayadanmıştı. Aynı anda, ikişerli düzende dizilmiş tellerle tutulan hatlar arasında mesajlar yollanabiliyordu. Ancak, alıcıda yer alan bir hat sadece verici haran, akımı göndermek için alıcıyla aynı perdeyi kullanması durumunda yanıt veriyordu. Bu modelin oturtulması durumunda, teorik olarak, tek bir tel aynı perdede, karşılıklı uyumlu hat çiftlerinin sayısı kadar çok miktarda mesaj aktarabilirdi
2 Haziran 1875 tarihinde, Bell ve Watson, üçlü vend ve alıcı düzeneklerinin birinde meydana gelen bir arızayla uğraşıyorlardı. Araç, perdesi ayarlanmış sinyali iletmiyordu.
Aynı odadaki alıcıyla verici birbirine tek telle bağlanmıştı. Alexander Bell, verici odasından, arızalı alıcının hatlannda karışıklık olup olmadığını kontrol etmiş, varsa karışıklığı gidermesi için Thomas Watson’dan akımı kesmesini söylemişti.
Watson arızalı hattı bulduğunda. Bell verici odasına dönmüştü. Thomas Watson yapışan hattı serbest bırakmak için hafifçe vurduğunda, vericilerde ses çıkartan bir titreşim meydana gelmişti
Bu olay başarıya açılan bir dönüm noktası mıydı yoksa sadece bir tesadüf müydü?
Bell ve Watson yerlerini değiştirip bir daha deneyerek aynı sonuca ulaştılar. Bu olayın anlamı oldukça açıktı: Sesin kendisi de elektrik biçiminde vericiden aktarılabiliyor ve diğer uçta, ses yeniden çevrilerek duyulabiHyordu. Bu olayda dikkat çeken diğer bir nokta ise, bu olayın elektrik akımı kapalıyken gerçekleşmesiydi.
Bell ve Watson, bu ilginç olayı, akım kesildiğinde elektromıknatısta kalan küçük bir miktar manyetizmanın, hatlarda titreşime ve sese neden olduğu biçiminde açıkladılar. Araçta aynı gün öğleden sonra meydana gelen arıza, “konuşan telgraf’ veya telefon rüyasının gerçeğe dönüşmesine yol açmıştı. O gün, telefonun doğduğu gün olarak kayıtlara geçmiştir.
Uzun geceler
Bu kadar çok uğraşı bir güne sığdırmayı nasıl başarıyordu? Alexander, bu soruya yanıtı, hiçbir şekilde rahatsız edilmeden, gece boyunca yaklaşık sabah saat 04:00′a kadar çalışıp daha sonra sabah saatlerinin ortalarına kadar uyuma alışkanlığı edinmekte bulmuştu.
Ancak, şimdi önünde Bell’in üstlenmesi gereken yeni bir görev vardı. Halkın ve özellikle yatırım yapmak için uygun alanlar arayanların telefona yatırım yapmasını sağlamalıydı. Bu konuyla ilgilenen bir avuç dolusu bilim adamı ve mucidin dışında, telefon konusu hiç bilinmiyordu ve konu hakkında bilgi sahibi olan şuradan insanlar için bu gelişmeler, gerçekleşmesi olanaksız mucizeler gibiydi. İcat edilen bir araçla, aralarında kilometrelerce uzaklık bulunan iki insanın, rahatça birbirlerini duyup konuşabileceğine kim inanırdı? İnsanların telefon konusunu ciddiye almaları, gazetelerdeki telefonla ilgili, abartılmış iddialar nedeniyle daha da zorlaşıyordu.
Bunun yanında başka sorunlar da vardı. Telefon hatları, telefon araçlarının kendisi ve yönlendirici veya bağlantı merkezleri için kim finans sağlayacaktı?
Telefon, yaşam kalitesini artıracak bir araç mı olacaktı yoksa Hubbard’ın iddia ettiği gibi ilginç bir oyuncak olmaktan öteye gidemeyecek miydi? New York Times gazetesinin başyazısında, operaların, Senato toplantılarının ve kiliselerdeki ayinlerin bir tel aracılığıyla insanların evlerine ulaştırılacağı hakkında görüşlere yer verdiğinde, çok merak uyandırmasına rağmen toplumda yeterli heyecanı yaratmamıştı. Bu tür fikirler, dönemin insanlarına pek fazla bir şey ifade etmiyordu.
Telefon Korkusu
Daha sonra gazetelerin (ve belki de telgraf işindeki kârını devam ettirmek isteyen Batı Birliği Şirketinin) desteklediği birtakım endişeler ortaya çıktı. Bir telefona sahip olmak, insanın evine bir casus almasıyla eşanlamlı mı olacaktı? Diğer insanlar, sizin telefondaki konuşmalarınızı duyabilecekler miydi? Elektrik, hat boyunca sesleri taşıyabiliyorsa, acaba hastalıkları da taşıyabilir miydi? Telefon insanlara zarar verebilir miydi? Telefon insanların sağır olmasına veya çıldırmasına neden olur muydu?
Tanrı, bu konuda ne derdi? Telefonun icadından iki bin sene önce yazılmış İncil’den, telefonun kullanılmasının sakıncalı olduğunu ima eden bölümler bularak ortaya çıkaran insanların ardı arkası kesilmiyordu.
Bu durum karşısında Alexander, telefonun toplum tarafından kabul görmesini sağlamak amacıyla bir tanıtım kampanyası düzenleme görevini de işleri araşma aldı. İsminin gazetelerde geçmesinin, kendisi için önemli olacağını biliyordu ve şimdi patentini de aldığına göre artık diğer insanlar tarafından tanınmak istiyordu.
Etkileyici ve deneyimli bir konuşmacıydı ve çok iyi öğretmen gibi, kişiliğinde bir parça aktörlük yeteneği taşıyordu. İnsanları konu üzerinde konuşmaya yönlendirmeyi hedefleyen ilk “gösterilerinden” bir tanesi, 1876 yılının Mayıs ayında Amerikan Sanatlar ve Bilimler Akademisinde gerçekleştirildi.
Toplantı sırasında, Alexander kürsüde bulunan bir düğmeye bastı ve dinleyiciler masanın üzerinde duran kutudan, bir ilahinin melodisini duydular.
Caddenin biraz ilerisinde yer alan başka bir binada, Mabel’ın kuzeni William, telgrafa bağlanmış bir org çalıyordu. Orgun tuşları, konferans salonunda bulunan kutuya telgraf hatlarıyla bağlanmıştı.
Ciddi akademik dinleyici grubu hayranlıktan çılgına döndü ve Bell’in adı, tam zamanında gazetelerde görülmeye başlandı. Ancak gerçekte, toplantıda tanıtımını yaptığı telefon değil, kendisinin geliştirdiği uyumlu telgraf prensibine dayanan yaratıcı bir uygulamaydı.
İmparator’a sürpriz
1876′daki Yüzüncü Yıl Fuan’nda, telefon halka tanıtıldı. On dokuzuncu yüzyılm ikinci yarısında, büyük ticaret ve endüstri fuarları çok tutuluyordu. Bu organizasyonlar, üreticilere en son mallarını sergileme şansı verirken, izleyicilere piyasada bulunabilecek yeni ürünleri tanıma şansı sunuyordu. Fuarlarda özellikle yeni icatlar için tanıtım fırsatı sunuluyor ve sergi organizatörleri, en çok ümit vaat eden sergi ürünlerine madalya veriyorlardı.
ABD için Yüzüncü Yıl Fuarı’nın ayrı bir anlamı vardı. İngiltere’den ayrılıp bağımsızlığını ilan etmesinden beri, ülkenin elde ettiği başarıları kutlamak, İç Savaş’ın ardından gelinen noktayı ve ABD’nin, İngiltere, Fransa ve Almanya gibi dünyanın önde gelen sanayi güçlerinin seviyesine hızla yaklaştığı gerçeğini sergilemek istiyorlardı. Philadelphia’daki fuar, Bell için kaçırılmaması gereken bir şanstı.
Bell, Yüzüncü Yıl Fuan’nda gelişen olayları, yaşlılık döneminde sık sık hatırladı. Fuar, Pazar günleri halka kapalıydı. Ancak, 25 Haziran tarihinde, bir grup seçkin ırûsafirin fuar alanmı rahatça gezebilmesi için özel olarak açılmıştı. Bu seçkin grubun içerisinde, Amerikalı bilim adamları, Brezilya İmparatoru II. Pedro ve ünlü İskoç bilim adamı Sir William Thomson’da (daha sonraları Lord Kelvin olarak anılır) bulunuyordu.
Alexander’in o günle ilgili anılarına göre, ziyaretçiler salonu yavaş yavaş gezerek ilerliyorlardı. En fazla zamanı Elisha Gray’in standında harcamışlardı. Ziyaretçiler fuardan ayrılmayı planlarken, Bell’in tanıtım gösterisini Memeyi kabul ettiler.
“Duyuyorum, duyuyorum”
Ziyaretçilerin oturması için yarım daire biçiminde bir düzen hazırlanmıştı. Uyumlu telgrafı açıkladıktan ve tanıttıktan sonra, Alexander telefon alıcısına geçiyordu. Daha sonra, William Hubbard’ı sergide bırakarak, kendisi vericiye gidiyordu. Önce, Sir William Thomson’ın alıcıyı kulağına tutması rica edildi. Abadan bir şarkı dinleyen Sir William Thomson, daha sonra Bell’in kendisine, “Ne dediğimi anlıyor musunuz?” diye soru sorduğunu duyarak şaşkınlık içinde kaldı.
Daha sonra, yeni mucizeyi deneme sırası Brezilya İmparatoru’na gelmişti. Bell, imparatola Shakespeare’in oyunu Hamlet’ten ünlü, “Olmak ya da olmamak” bölümünü okudu. Hayretten dona kalan İmparator, “Duyuyorum, duyuyorum” diyerek yerinden sıçradı.
İmparator’un şaşkınlığı, ertesi gün Philadelphia’da yayımlanan gazeteler için büyük bir haberdi. Ancak vatandaşı İskoç bilim adamı Sir William Thomson’ın tepkisi Bell’i daha çok memnun etmişti. Sir William Thomson. Beli’e bir kere de eşiyle birlikte bir tanıtım gösterisi için gelip gelemeyeceklerini sormuştu Sonuçta, Sir William Thomson, Bell’in telefonunun İngiltere’deki elçisi olmuştu.
Uzun mesafe
Aslında telefonun yararının anlaşılması içm uzun mesafelerde denemek gerekiyordu. Beli yavaş yavaş açısını genişleterek denemelerine devam ediyordu Bell ve Watson, iki mil (32 km.), beş mil (8 km.) ve on altı mil (25,6 km.) uzunluğundaki mesafelerdi konuşmayı deniyorlardı. Alexander Bell, telefona ciddi ve pratik bir Serişim aracı haline gelmesiyle elde edeceği ticari getirilen çok iyi biliyor ve bunları ulaşmak için sabırsızlanıyordu. Bu sabırsızlığı için iki ana sebep vardı.
Öncelikle, Mabel ile evlenebilmek için yeterli miktarda paraya sahip olması gerekiyordu. İkinci neden ise, Mabel’a yazdığı sararlara açıklanıyordu. “Hayatın zorluklanın devre dışı bırakmaya yetecek kadarına ulaşıp, geri kalan omrümü beni en çok cezbeden fikirleri araştırmakla geçirmek istiyorum.” En çok ilgisini çeken konu sığırlara öğretmenlik yapmaktı.
Telefonla gelen haberler
Halk, telefonun sunduğu olanakları en iyi biçimde, 1877 yılının Şubat ayında, Bell’in yaklaşık otuz yaşındayken, Salem, Massachusetts’deki seyirciler önünde sunduğu bir tanıtım gösterisiyle kavradı. Watson, Boston’dan on dört mil (22.4 km.) uzaklıkta bulunuyordu. Bu gösteride, Bell ve Watson şarkı söylediler, konuştular ve ilk kez telefon aracılığıyla birbirlerine haber ulaştırdılar.
Bu olay, ertesi gün yayımlanan Boston Globe gazetesinde, birinci sayfa haberi olarak şöyle yayımlanmıştı, “TELEFONLA ULAŞTIRILDI. Teller aracılığıyla, insan sesiyle ulaştırılan ilk gazete haberi” herkes bu kadar coşkulu değildi. Yenilgiye uğrayan Elisha Gray, Alexanderen telefonunu küçümsüyordu.
Gray, “Bu alet sadece bilimsel çevrelerde ilgi uyandırmaktadır ve bilimsel bir oyuncak olarak çok güzel olmasına rağmen, telle konuşmaktan daha fazlasını yapabiliriz,” diyordu. Onun inancına göre telefon hiçbir zaman telgrafın önüne geçemezdi. Philadelphia Fuan’nda yapılan tanıtımdan da hiç etkilenmemişti. Tüm duyduğunun “çok zayıf, boğuk ve çınlamaya benzer bir ses” olduğunu söylüyordu.
Telefon aynı zamanda, doğaüstü güçlere inananların şüphelerini çekmişti. Ses kaydının henüz icat edilemediği o günlerde, beden olmaksızın sesleri duyabilmek büyük bir yenilikti. İnsanlar, konuşan bedeni görmeksizin sesleri ancak hayalet hikayelerinde duyuyorlardı. Bir Amerikan gazetesi telefonun şeytan icadı olduğunu yazmıştı.
Gelişmeler
Çözülmesi gereken diğer bir problemi ise “kullanımı kolay” bir telefon aracının tasarlanmasıydı. Bell’in tanıtım gösterilerinde kullandığı model, masanın üzerinde duran, konuşmak için bağırmak gereken bir kutu ve gelen yanıtı duymak için önünde eğilmek zorunda kalman bir başka kutudan oluşuyordu. Bell daha gelişmiş modeller uyguladrysa da genel kullanımda benimsenen ilk model William Channing adında diğer bir mucit tarafından tasarlanmıştır. Bu model, bir parçadan oluşan ve dönüşümlü olarak, ağız ve kulak olarak kullanılabilen bir araçtı.
4 Nisan 1877 tarihinde, Watson’in bir zamanlar birlikte çalıştığı elektrikçi Charles William sabit telefona “kavuşan” ilk insan oldu. Boston’daki dükkânıyla evi arasında bir hat çekildi. Kısa süre sonra, daha fazla sayıda insan, evlerine telefon bağlatmak istedi ve böylece bir başka problem ortaya çıktı: Kullanıcılar telefonlarını kiralayacaklar mıydı yoksa tamamını satın mı alacaklardı? Sonunda, Bell ve ortakları için başlangıçta daha az gelir elde edilmesi anlamına gelse bile, kiralamanın daha uygun bir çözüm olacağına karar verildi.
Ancak, telefon sistemini kurabilmek için, Bell ve ortaklarının bir telefon şebekesine ihtiyaçları vardı. Batı Birliği ile yapılan görüşmeler sonuç vermedi.
Sonuçta her iki durumda da, ağır telgraf hatlarının telefon kullanımı için uygun olduğu anlaşıldı. 1877 yılının Temmuz ayında, Alexander Graham Bell, Gardiner Greene Hubbard, Bell’e ilk fînansal destek sağlayanlar arasında yer alan Thomas Sanders ve Thomas Watson, Bell Telefon Şirketi’ni kurdular.
Alexander’in hayatım etkileyen bir diğer imza töreni de aynı ay içinde gerçekleşti. 11 Temmuz günü Alexander Graham Bell, Mabel Gardiner Hubbard ile evlendi. Uzun bir balayı için Avrupa’ya gittiler ve aynı zamanda Kraliçe Victoria’nın emirleriyle burada bir telefon tanıtım gösterisi gerçekleştirdiler.
Telefon böylece hayatımızda yerini aldı. Telefon artık bütün evlerde var. Adına daev telefonu dedik. Telefon başvurusu da birçok Türk Telekom bayisinden yapılabiliyor. Sitemizden de online telefon başvurusu yapmanız mümkün. Telefonun icadı gerçekten çok büyük bir devrim. Ve zor bir süreçten geçmiş. Ama evinize telefon bağlatmak ise ne kadar da kolay bir hal almış.
Ev telefonu olan birçok ev de internette var. Eskiden iletişim kurmak için telgraf kullanılırken şimdi ise adsl hatları aracılığıyla internete bağlanarak saniyelerden de kısa sürede karşıya yazdıklarımız gidebiliyor. Adsl başvurusu işlemleri de internete sahip olmak için çok kolay. TTNET online adsl başvuru sistemini açarak daha kolay internete sahip olmanızı da sağlamıştır.
© 2010 Adsl ve Telefon Abonelik Başvurusu
Bu site TTNET A.Ş.'nin ve Türk Telekom'un resmi web sitesi değildir.
Web Tasarım:Amacdizayn.com
@TelekomBasvurum adlı kişiyi takip et